Bazı sorunlar hep “çünkü yavşağın tekiydi” diyemediğimiz için var.

The Fall

“Uçuyorum” dedim. “Uçamazsın ki…”dedi.
“Yok,bak cidden uçuyorum” deyip kollarımı iki yana açtım,güldü. Nane gibi bir şey kokuyordu korkusu. Naneyi sevmeye başlayalı uzun zaman olmamıştı,geçmişi küflü peynirden geliyor gibime geliyordu.
“Bana bak şimdi,sadece uçmak bile bir çok şey ifade edebilir.Kuşları da bu yüzden yargılamayı kestim.” . Beni ne kadar anlamış olduğu veya anlamamış olduğu umrumda olmadan arkamı döndüm. Yürüdüm. “İnan bana,istersem çok çok güzel uçabiliyorum bak…” Onu orada terk ettiğimden haberi yoktu. Asla da olmayacaktı. Düşmeme izin vermişti çünkü bir kez dahi olsun.
Bir dahası olmayan şeylere çırpılan kanatlar için bir çok hikayeye aliterasyonlardan tut akrostişine kadar bir sürü oyunlar yapabilirim.Buna inanırsın,bunu belki çok seversin. Çok demeyi çok sevdiğimden midir nedir,aklımın bunu söylerken rengi mavi. Maviyi sevdiğim kadar maviyi anımsatan şeyleri sevebilseydim belki bir çok şeyden yoksun kalmaktansa maviye benden daha yakın olan yosuna aşina olabilirdim. Taşların olurdu hayatın boyunca yüreğinde taşıyacağın. Ne yaparsan yapacaktın ama hiç düşmeyecekmişsin gibi olacaktı diğer her şey. Hiç yanlış yapmayacakmışsın gibi,hiç imla hatası olmayacakmış gibi ya da aradığın numara telesekretere düşmeyecekmiş gibi. Sırf bu yüzden alkole muhtaç hissediyordu bazen vücudun,yalnız;vücudun bak.Ruhun değil. Ruhun olsa öyle demezdi zaten emin ol.
ve elbet,bir gün gelecek;

naneyi daha çok sevecektim.
Daha çok tutunacağım herhangi bir dalım olacaktı ve,
her mevsim göçünde,uçmaya niyetlenişimde bir daha asla beni düşürdüğün kadar sert düşmeyeceğim.
Söz.
[Flash 9 is required to listen to audio.]
- 10 plays

Ağız dolusu küfürle yaşamanın kısa ve en öz sonucu;bozuk bi plağın güzelim gramafonun estetiğinin içine etmesi gibi. Normal kitapçılarda gördüğüm plaklar,neredeyse yıkılmak üzere olan müzik dükkanlarının içindekiler kadar heyecanlandırmıyorlar beni. İşe yarama ihtimalleri bir ihtimal,içine çektiğin hava burnunu gıdıklıyor gibi oluyor ya bazen,ondan bahsediyorum işte. Şu an gelip görsen,içimden geçerken hapşırmaktan bitap düşüp en yakın çıkışı arar gözlerin. Başıma ağrılar giriyor bunları düşününce,en yakın çekmecemde mutlaka bi kaç kutu sakinleştirici vardır bu yüzden. Ağrılarımı ağrı kesicilerden çok sakinleştiricilere yakıştırıyorum.
Konuşunca çok çok çok çok tatlı olan insanlar var. Birinden hoşlanırsam eğer,ona burcumdan bahsederim,hiç düşünmeden. Onlar da bana kahvesini içerken üstten üstten bakıp gülümserler. Hiç kimsenin,duymak istemeyeceği yani daha çok duysa da ona bir şey katmayacağı şeylerden bahsetmek hoşuma gidiyor bazen. Hep mantıklı olamazsın ki. “İkimiz için bi oda oluştursam,her köşesine türlü türlü patlayıcılar yerleştiririm.” derim. Derim çünkü,sadece korktuğum zaman duygularım billurlaşıyorlar.Billurlaşmak derken,ölümden korkmuyorum. Sadece canın yanar diye korkum. Her yazdığım yazıyı,bir öncekini yazarken dinlediğim şarkıyı dinleyerek yazıyorum,bu yüzden hep yanımda olmasını istediğim insanlar var. Her insan sanki şu an farklı bir melodi benim için ve hiçbiri,müziğin benim hayatımda nasıl bi öneme sahip olduğunun farkında değiller. Sadece önemsedikleri; herkese aynı şekilde yaklaşan insanların varlığı.Her insana aynı şekilde ama farklı şarkılarla yaklaşırsan sana aşık olmalarına izin verebilirsin ancak.Böyle olunca da durum,konuşmanın ortasında telefonun çalsa da umursamazsın işte.
Konuşurken sadece dudaklarını izlediğim insanlar var,yeri geliyor parmaklar alıyor onların yerini.Ortalıkta şeker paketleri oluyor,onlarla oynamaktansa saatlerce izliyorum,bıraksalar hatta,belki günlerce izleyebilirim.Bir yerlerde “dur”diyorum bu yüzden kendime.”Durmazsan,geri dönemeyeceksin.” Seninle birlikte kendimi bir çok kez geri dönemeyeceğim şeylerin içine attığım da doğru,ama karşında ilk defa çıplak kaldığım zamanı hatırlıyorum da,bunun farkında bile değildin. Duygularımdı çırılçıplak olan. Ruhumdu bir yerde. ve yine o yerde,bana karşı o kadar kapalı ve uzaktın ki,parmak uçlarından erimeye başlarsan işin sonu gelmez diye içimize dikenli teller yerleştiriyorduk,en olmayacak temasta patlak veren elektirik yakıyordu hücrelerimizi.Birini sevmeye yeltenmek bizim için ölüm demekti,kaliteli filmlerin kalitesiz altyazıları demek de iç güveysinden hallice,iyi kısmıydı olayın.
Sen bu yüzden çevirisi düzgün yapılmamış altyazılar gibiydin. Aslında “seni seviyorum” diyordun,ama senden de öne geçen biri onu “umrumda değilsin” diye çevirip bana artı bir de etrafında ve etrafımda ne kadar insan varsa onlara sunuyordu.
Kaçınca “korkak” oluyordum.
Dudaklarını izlediğimde de “yalancı”.
bu yüzden her kılköklerimi acıtan ürperişimde,içimde ruhunun açtığı jiletti cereyanım.

Reblogged from 10knotes
Reblogged from alioramus

come back song.

Kapını açtım,ve geri kalan ne varsa hepsi sadece bitmeden kalkmaya kıyamadığım şarkılar gibiydi. Tarifsiz. Eli bağrında gezen insanları anlamam,oysa sen ruhunu annene minik bir hediye gibi vermiştin. Boşluğunu doldurmak istemiyorum ama benimle konuşmalarını gerçekten istediğim insanlar var. Bu yüzden kıskanır mısın bilmiyorum,konuşmayı öğrenmeye başladığım yeni lisanda harflerin sanki kıvrımları oluşuyor. Sadece senin adını ve soy adını oluşturan harfler aynı kalıyor,diğerleri mevsimlere,hava şartlarına,o gün yediğim kruvasana,kahvenin yapıldığı çekirdeğe göre değişiyorlar. 
Yaşadığım odayı değiştirebilme şansım olsa,bulutları ve yıldızları en rahat görebildiğim yere çekerdim yatağımı. İkimiz için çok büyük planlarım var. Sonsuza kadar ölmeden yaşayabileceğim bir yer olsaydı eğer ahşap olurdu her şeyi,çünkü adamın biri “ısıyı iletir” demişti. Dokunmadan sevebilecektim yani seni.
Ellerin zamanla yufka gibi olacaktı,incecik. Onları güneşe tuttuğunda damarlarını seçebilip,teker teker öpecektim hepsini. 
Dedim ya,ikimiz için çok büyük planlarım var. 
Gözlerinden öpmeyi düşünmenin,nasıl bir şey olduğunu sen düşün artık.

Seni,bir insanın bir diğerini en fazla özleyebileceğinden daha çok özledim. Söyleyeceklerim bu kadar.

[Flash 9 is required to listen to audio.]
- 71 plays

Benim için bitme istiyorum. Hatta gittiğin halde,o kadar kal ki ağda ve regl zamanlarım geldiğinde nezaketen uzaklaşman gerektiği için kendimi hasta yatağına mahkum bir hastalık hastası gibi hissedeyim. 

Sadece benimle dans et istedim.  

İnsanların asla anlamayacağı yazılar yazmak istedim,oturup sadece bir çok şeyin anlamsız oluşuna karşı sevginin bitemediğini ispatlamak boynumun borcuymuş gibiydi. Yazmayı bilemeyen insanlara kahve ısmarlarım genellikle,hislerini ve parmaklarını ne zaman ve nasıl kullanacağını bilmeyen insanlarla üç beş liranın derdine düşmem pek,bilirsin. Sadece diyorum ki “sevmeyi öğrenin,sevin lan.Ne olacak sanki..” muhabbetin orta yerinde yüze indirilmiş çok ani tokat gibi olsun,iyi oluyor öyle. 

Hatta öyle bi dans edebilelim ki,kafamı senden ayırdığım iki üç saniyede vücudun cereyan yapsın ve sen; tekrar kapat yüzümü  göğsüne.

Boş yere kürek çekmekle,kürek kemiğinde kalan ayrılık izlerimi çok merak ediyorum.Diyorum ki “4 senede hayatımda ne değişti?” . Dört senede yarım bıraktığım piyano derslerimin yanında gitar çalmayı da öğrenebilirdim. Yarım bırakılmış şeylerin tadı bir daha eskisi gibi ya oluyor ya da olmuyor. Ne yazık ki seçim zamanın.Ki biz zamanı sevmiyoruz,düşmanımız kendisi. Zaman geçireceksek illa ki,hiçbir şey Babylon’da hayal ettiğim gibi olmayacak. 

Kokun diyorum,kokun. Yapışsın yüzüme sonradan kazanılmış bağışıklıklarla yaşamayı bilirim,bilirsin.  

Sadece o kadar güzelsin ki,fotoğraflarını severken ellerimin titremesinin nedenini “tansiyonum düşmüştür” diye adlandırıyorum. Aklımdan o kadar taşıyorsun ki,lodoslu havalarda dışarıya çıkmaya korkar hale geliyorum her geçen gün. Dudaklarının en son iz bıraktığı kadehten öpmek isterdim ama ben sadece oturup bir daha asla dinleyemeyeceğin şarkılar için üzülüyorum. 

“Duyguların o kadar saf ki” diyorlar,”o kadar saf ki fiziki boyutuna düşerse işin bir albinodan farkın kalmayacak.”  

Oysa aklıma düşen o kadar çok şey var ki,neyin ne kadar temiz olduğu pek umrumda olmuyor.Sadece fransızca kelimeler üşüşüyor başıma,onların yeni bir gün için beklentileri elimin altındaymış meğersem.Ters çevirirsem aleyhime altta kalırlarsa lehime emin ol. 

Her yeni güne daha bir güneşli uyanıyorum,sırf sen istedin diye. Yoksa ağır musoncuyumdur bilirsin. Bir de “hep gül kadınım” diyorsun ya.. 
Quelle bon idée,
Quelle bon idée! 

Hiçbir zaman bilemeyecek olduğum bir kaç bi şey kalmış olmalı şu siktiğim hayatında. Gerisi teferruatmış ya zaten.


http://www.facebook.com/beyzakngrl
https://twitter.com/vatdifak
http://www.formspring.me/beyzakngrl

Tweet